AŞK HER YERDE DURU TİYATRO’DA, Ya siz neredesiniz?

Valizimde bu sefer bir tiyatro oyunu var. Romantik komedi Aşk Her Yerde…

Duru Tiyatro’da sahnelenen oyunda, usta tiyatrocu Sait Genay (çılgın ve çapkın baba Gus), zihinlerimize İnce İnce Yasemince parodileriyle yer etmiş Pelin Körmükçü (yayınevi sahibi Harriet Copland), şimdilerde Bosna’yı konu alan Mavi Kelebekler dizisinde Sırp kızı Vesna’yı canlandıran Bahar Yanılmaz (evin asi ve uçarı kızı Dee Dee) rol alıyor. Yönetmenliğini Emre Kınay’ın üstlendiği oyunda Kınay aynı zamanda asosyal, istatistikçi baba (Leo) karakterini kendi üslübuyla harmanlıyor.


Orijinal ismi Nobody is Perfect olan Simon Williams’ın yazdığı Filiz Ofluoğlu’nun çevirisini yaptığı oyun, kimi zaman oyuncuların doğaçlamarıyla köpürdü ve zenginleşti, ortaya tadından yenmez bir performans çıktı. Oyunun konusuna gelince..

Orta yaşlarını sürmekte olan Leonard Loftus’un (Emre Kınay) eşinin kendisini terk etmesinden sonra asosyal ve bilgisayar başında geçen sıkıcı bir hayatı vardır.

Çılgın ve dinamik bir hayat süren, bir türlü yaşlılar evine gönderemediği çapkın babası Gus ve lisede okuyan uçarı kaçarı kızı Dee Dee, aşka küsen ve aşktan umudunu kesen Leo’nun hayatı ıskalamasını engellemek ve sıkıcı hayatını hareketlendirmesini sağlamak için çok çaba harcar, ancak işi sayılarla olan istatistikçi Leo, -iç dünyası öyle demese de- yazarak bilgisayar başında ve mutfakta geçirdiği sade hayatından memnundur.

Yazdığı kitabının bir bölümünü şansını denemek ve çocukluk hayalini gerçekleştirmek için evdekilerden gizli Aşk Her Yerde yayınevine gönderen Leo’ya yayınevinden bir telefon gelir. Sadece kadınların katılabildiği yarışma için basılmaya değer bir kitap seçmeye çalışan yayınevi sahibi Harriet Copland Leo’nun Myrtle Banburry takma ismiyle gönderdiği romanını beğenir ve kitabı basmak, bayan Banburry ile tanışmak ve anlaşmaya varmak istediğini iletir.

Kitap basıldıktan sonra yazarın hayatı değişecek ve herkes tarafından tanınan bir isim haline gelecektir. Şüphesiz kadın ismiyle yarışmaya katılan Leo’nun işi o kadar da kolay olmayacaktır.

Üstelik Myrtle Banburry olarak yayınevi sahibi Harriet Copland’in karşısına çıkan Leo, güzel kadına aşık olur. Köşeye sıkışan Leo ya kadına olan aşkını ya da kitabı yazanın kendisi olduğunu itiraf edip aşkı ile çocukluk hayali arasında tercih yapmak durumunda kalır. Bize de kendisini kıvrandıran bu romantik, komik ve eğlenceli süreci kahkahalarla izlemek düşer..

Duru Tiyatro’da daha önce Suç Ortağı ve Sondan Sonra oyunlarını izlemiştim. Bu oyundan sonra duruclub üyesi olma zamanı geldi sanırım.

Emre Kınay'ın, kızı Duru'nun adını verdiği Duru Tiyatro, Kadıköy Adliyesi’ni geçince sol kolda, Kadıköy Anadolu Lisesi'nin yanında. Oyunu izlemeye biraz erken gidip tiyatronun bahçesinde çay ve kurabiye keyfi yapmanızı tavsiye ederim.

Şimdiden iyi seyirler :)

Aşk Her Yerde Duru Tiyatro’da, ya siz neredesiniz?

Yazı: Hülya Meral

https://twitter.com/hulyameral

KALAYLI KAPLARDA ALAYLI YEMEKLER


Sahrap Soysal'ın yayınevi Doğan Kitap'tan taze taze çıkmış yeni kitabı Kalaylı Kaplarda Alaylı Yemekler. Geleneksel mutfakları ve dünya mutfaklarını ekranlara gülen yüzü ve tatlı diliyle taşıyan Soysal son kitabında, bakır kapları yapan zanaatkârları, Osmanlı mutfağında bakır kapların yerini, özellikle bakır kaplarda pişirilmesi gereken yemekleri anlatıyor. Zaman zaman çocukluğuna gidiyor ve artık bugün unutulmaya yüz tutmuş gelenekleri bize yeniden hatırlatıyor. Gravürlerin ve Osmanlı döneminde Anadolu’ya gelen Batılı gezginlerin anlatımlarını da içeren Bakır Kaplarda Türk Yemekleri, artık unutulmaya yüz tutmuş bir kültürü bize yeniden anımsatıyor.

Biz bakır kaplarla büyüdük. Bugün dönüp baktığımda çocukluk anılarımın çoğuna mutlaka bir bakır kabın eşlik ettiğini görüyorum. Kışın sobanın üzerinde tıslayan güğüm, yanında ona eşlik eden demlik, tereklerde lengerler, tandıra sarkıtılan, ocağın üstüne asılan zincirli debbeler, çeşmeye suya giden kızların kolunun bir uzantısı gibi görünen helkiler, içine yağ bastığımız badyalar, gelinlerin ellerinden hiç düşmeyen ibrikler, yoğurt mayaladığımız bakraçlar, kışın sarılmak, içine girmek istediğimiz mangallar, pekmez günlerinde başrolü oynayan kazan, yazın buz gibi ayran, kışın ateş gibi salepler içtiğimiz maşrapalar, yıkandığımız testiler, hamur veya köfte yoğurduğumuz leğenler, devamlı göz önündeki sahanlar, fırına gönderilen tepsiler, siniler ve daha nice kap kacak hep bakırdandı ve bu durum o günler için oldukça normaldi. O zamanlar bilmesem de bu görüntü ve anıları sanki bugün için biriktirmişim gibi geliyor bana.” diyen Soysal Tüyap İstanbul Kitap Fuarı 2011'de Doğan Kitap standında yeni kitabını imzaladı.

Sahrap Soysal Yazar Hakkında

1959 yılında Gümüşhane’de doğan Sahrap Soysal, ODTÜ Kimya Bölümü'nden mezun olduktan sonra, 1983-1998 yıllarında çeşitli şirketlerde yönetici olarak çalıştı. 2001 yılında “Mutfakta Keyif” programını hazırlayıp sunmaya başladı. "Bir Yemek Masalı" (2004 Gourmand Dünyanın En İyi Yemek Kitabı Ödülü), "Anne Ben Acıktım!" (2004) ve "Sevgilim, Akşama Ne Pişirdin?" (2007 Gourmand Yılın En İyi Yemek Kitabı Onur ödülü) adlı kitapları Doğan Kitap tarafından yayımlanan Soysal, halen televizyon programlarının yanı sıra Hürriyet, Milliyet, Posta gazeteleri ile Seninle dergisinin yemek konusunda yayın danışmanlığını ve editörlüğünü yapıyor.


HÜLYA MERAL

https://twitter.com/hulyameral

ZÜMRÜT YEŞİLİ CENNET: NATURKÖY



Ayağımı uzun süredir yeşile ve toprağa basmamıştım. Yeşile ve doğaya doymak için İstanbul’dan erken bir saatte çıkıp Sapanca’ya doğru yola koyuldum yine. Sapanca Gölü’ne yaklaşık 2 kilometre mesafedeki gizli vaha Naturköy’ü bulmam zor olmadı.


Sapanca Arifiye Otoban çıkışından sonra üçe ayrılan sapaktan soldaki Mahmudiye Köyü tabelasını takip ederek köyün girişindeki ormanlık bölgeye ulaştım. İki tepenin ortasına kurulmuş köy, Osmanlı- Rus Savaşı sonrasında yani yaklaşık 120 yıl önce Kafkasya’dan göç eden Gürcülerin bir kısmının gelip tıpkı Kafkasya’daki dağlık ve ormanlık alana benzerliği sebebiyle bu alana yerleşmesiyle kurulmuş.



Zengin bitki örtüsü, toprağı, bol ve gür su kaynakları ve iklimi yıllarca burada yaşayan halka o kadar cömert davranmış ki nereyi kazsanız adeta bereket fışkırıyor.


Dağların arasına kurulmuş onlarca alabalık tesisiyle ünlenmiş köyde alabalığın yanı sıra et ve balık yemeyi tercih edenler için geniş alana yayılmış ve orman içindeki 4 kilometrelik yürüyüş parkuruna sahip mesire alanı Naturköy, bahçesindeki gölet ve ördekleriyle




ziyaretçilerine sunduğu nitelikli hizmet ve servis kalitesiyle diğerlerinden ayrılıyor. Henüz üç yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen hem İstanbul’dan hem çevre illerden özellikle haftasonu ziyaretçi yoğunluğu olan tesis 12 ay açık.


Çeşit çeşit peynirleri, Artvin’den gelen kestane balı ve Trabzon tereyağıyla donatılmış göz dolduran köy kahvaltısı ve leziz çay keyfinin ardından çevreyi dolaşmak ve keşfetmek üzere öğlen saatlerine doğru hep birlikte ormana yürüyüşe çıkıyoruz.





Solumuza akan Mahmudiye deresini ve ağaçları, sağ tarafımıza yeşilin her tonunu kendinde barındıran zaman zaman da kaplumbağa, kurbağa gibi doğadan arkadaşlarımızın eşlik ettiği dağ yolunu alarak yürüyüşümüzü tamamlayıp tekrar nehir kenarından Naturköy’e geri dönüyoruz. Samanlı Dağları’nın karlarından beslenen dere, köyün her daim yemyeşil kalmasına olanak sağlıyor.





Naturköy’ü Naturköy yapan isim Fikret Bey bize tesislerini ziyaret eden misafirlerinin en çok tercih ettikleri tereyağlı kuzu saç kavurma ile kaşar peynirli mantar güveci tavsiye ediyor.



Övüldüğü kadar leziz saç kavurmayı yedikten sonra Fikret Bey tarihte Bitinya yarımadası olarak bilinen Kocaeli yarımadasında yaşamış Romalıların ve sonrasında Bizanslıların verimli toprakları keşfedip burada uzun yıllar yaşadığını anlatıyor.



Yapılan arkeolojik kazılar sonucu çıkan çanak, çömlek, su yolu ve mermer mezar kalıntıları bunun kanıtı.

Oksijene doymak, ayağımı toprağa basıp rahatlamak, biraz da kuş sesleri eşliğindeki doğa yürüyüşüyle efor harcamak istiyorum diyorsanız Naturköy, zümrüt yeşili bahçelerin içine saklanmış İstanbul’a yakın cennet gibi doğa alanlarından biri.




Hazır gitmişken yakınlardaki Sapanca Gölü, Maşukiye, Kartepe ve Kuzu Yaylası’nı da görmenizi öneririm.


Keyifli seyahatler,

Yazı ve Fotoğraflar: HÜLYA MERAL

https://twitter.com/hulyameral
























BAMTUR VE SUYA DÜŞEN KURBAN BAYRAMI TATİLİ



Kaputaş Plajı
  Bundan birkaç yıl önce kullanamadığım yıllık iznimi değerlendirmek için Nisan’da Bozcaada ve Kaz Dağları turu yapmaya karar verdiğimde bırakın günleri, saatleri sayıyordum bir an önce Ada’da olabilmek için. Gelin görün ki turdan sadece 3 gün önce çalan telefonumdaki ses turun iptal olduğunu hatta bahsi geçen tura sadece benim isim yazdırdığımı ve ilgili tutarı kredi kartıma iade edeceklerini söylüyordu.

Bütün planlarımı yapmış, yıllık iznimi sırf bu tatile gidebilmek için harcamışken aldığım telefonun yarattığı hayalkırıklığını anlatmam mümkün değildi. Henüz tatil mevsimi başlamadığı için birine hadi gel birlikte gidelim deme şansım da yoktu..

Koca hayalkırıklığım bir anda zihnimin daha hızlı çalışmasına vesile oldu. Sonra bir o geziden bir bu geziden tanıştığım, ortak ilgi alanı seyahat etmek ve yeni yerler görmek olan bir koca otobüs dolusu insanla birlikte (45 kişi) Bozcaada ve Kaz Dağları gezisini el yordamıyla yapmaya karar verdik. Otobüsümüzü bulduk, otelimizi ayarladık, gidilecek yerlerin güzergahını ve saatini düzenledik. Velhasıl Bozcaada’ya gitmek için planladığım ama tur iptal olduğu için boşa geçmek zorunda bırakılan günleri bu geziyi koordine etmek için kullandım. Bir ay sonra kendi arkadaşlarımla ve onların arkadaşlarıyla gerçekleştirdiğimiz geziyi hala dimağımızda bıraktığı o güzelim tatla hatırlarız.

Elbette gezilerimiz son bulmadı. Eskişehir’den Polonezköy’e Mürefte’den Ağva’ya sürdü gitti. Artık takvimimizi ayarlayıp seyahatlerimizi tur şirketlerine bağlanmadan kendimiz planlar olduk.

Dolayısıyla Bamtur’un tam da Kurban Bayramı arifesinde tüm yurtiçi ve yurtdışı turları iptal ettiğini okuduğumda aklıma yakın geçmişte yaşadığım tur iptali geldi ve kendimi tatilcilerin yerine koydum ister istemez.

Yurtiçi ve yurtdışı turlarının iptalini şirketin zarar etmesini engellemek için alınmış önlem olarak açıklayan Bamtur, kaçınılmaz olarak hepimizin zihnine ‘tur iptal eden seyahat acentesi’ olarak kazınmış durumda. Bu imajı nasıl düzeltirler bilemiyorum.



Okuduğumuz haberlere göre TÜRSAB’ın gazetelerde ilan çıkmalarının önüne geçtiğini söyleyen Bamtur yetkilileri, son 3 haftadır gazetelerde ilan çıkamadıkları için turları dolduramadıklarını ve zarar etmemek için tüm turları iptal ettiklerini söylüyor.

TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy ise 6 yıldır süren müşteri şikayetlerine dayanarak gazetelere tavsiye
mahiyetinde bilgi verildiğini, üzerlerine düşen görevi yaptıklarını ancak halen önlerine gelen bir açıklama veya evrak olmadığını belirterek ‘Bu evraklar ve bilgiler gelirse Bakanlığa bildiririz, acentenin belge iptali gerekiyorsa bunu Bakanlık yapacaktır. Bizim için müşteri memnuniyeti önemli. Acentenin ödeme güçlüğü varsa bu onların problemi, kendilerinin çözmesi gerekir‘ diyerek konuyla ilgili süreci değerlendirmiş.

Her tur şirketini aynı kefeye koymanın ne kadar yanlış bir davranış olduğunu görerek tüm bu yaşananlardan deneyimlediğim şeyler böyle bir durumla karşılaşmamak veya riski en asgariye indirmek için iki çözüm arayışına itti beni.

Şayet bir şehre veya ülkeye gitmek için organize olacak zamanım yok ya da oteldi uçak biletiydi uğraşmak istemiyorum, dolayısıyla tur şirketi ile gitmek zorundayım diyorsanız gideceğiniz tur şirketindeki rehberin tamamen şans olduğunu belirtmekle birlikte sektörün %65’ini temsil eden ETS’yi tercih etmenizi tavsiye ederim. Elbette işini iyi yapan başka tur şirketleri de vardır ama katıldığım bunca turdan sonra benim seçimim ETS.

İkinci seçenek ‘kendi tatilini kendin planla’. Herşeyin kendi kontrolünüz altında olduğunu bilerek, keyfinize göre program yapıp gitmeyi planladığınız yeri dolaşmak, belki müzikallere, konserlere, gösterilere katılmak, gittiğiniz şehrin ünlü müzelerini görmek de turdan bağımsız olmanın özgürlüğünü yaşatabilir size.

Dilerim Bamtur olayı diğer tur şirketleri için örnek teşkil eder ve kalite standartlarını ve çalışma sistemlerini daha nitelikli duruma getirmek için yatırım yaparlar.


Turizm gibi önemli ve rekabetin güçlü olduğu bir iş kolunda hizmet veren seyahat acentelerinin Robert Bosch’un ‘İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.’ mottosunu benimsemediği sürece piyasada varolmaları zor.

Tur şirketiyle veya bağımsız seyahat etmek..Hangisini tercih ederseniz edin önemli olan sizin seyahatten bir valiz dolusu huzur, dinlence, eğlence ve keyifle dönmeniz.

Hepinize güzel seyahatler…


HÜLYA MERAL

https://twitter.com/hulyameral

DURU TİYATRO'DAN SARSICI BİR OYUN: SONDAN SONRA


Duru Tiyatro’da sahnelenen ve Afife Tiyatro Ödülleri’nde Ahu Türkpençe’ye ‘Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu’ ödülünü kazandıran ‘Sondan Sonra’ oyununu izledim. Türkpençe’nin oyundaki partneri başarılı isim Emre Kınay idi. Her iki oyuncunun performansının birbiriyle kıyas götürmeyecek kadar coşkulu ve sürükleyici olduğunu belirtmeliyim.

Sözde atom bombalarından kaçıp sığınakta yaşamaya başlayan erkek (Mark) ve kadının (Louise) birbirleriyle sisteme ilişkin girdiği tartışmalar, yorumlar, gelgitler, sorgulamalar, gücün, maddenin (oyunda bıçak) durduğu yere göre yer değişimi, duyguların iniş ve çıkışı, şiddet yanlısı olmayan kadının şiddete maruz kalışı ve yaşadığı sarsıcı birkaç günün sonunda aslında zorla sığınakta tutulduğunun ortaya çıkmasıyla hapse giren adam ile sığınaktan sonra hayatını toparlayamayan, orada yaşadığı her anı kendisine hatırlatan objeler ve kelimeler diziniyle altüst olmuş zihin ile ‘sığınaktan önce ben nasıldım, bunu düşünerek kendimi iyileştirmeye çalışıyorum’ diyen kadının öyküsünü anlatıyor oyun.


Her iki oyuncuyu gösterdikleri performans ve enerji için ayakta alkışlamak gerek. Epey yoruldular..

İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler

HÜLYA MERAL

İŞLERİNİ E-TİCARETE TAŞIYANLAR

Sınırlar Kalkıyor temasıyla 3-5 Ekim arasında düzenlenen ICT SUMMIT EURASIA Bilişim Zirvesi’nin Geleceğin e-ticareti konulu oturumundan bir önceki yazımda bahsetmiştim. Bir diğer oturum da ‘İşlerini e-ticarete taşıyanlar’ başlığında toplanmıştı.

Konuşmacılar arasında aynı zamanda panelin başkanlığını da yürüten Hizlial.com Genel Müdürü Oktay Yılmaz, Evmanya.com Kurucu ve Genel Müdürü Aslı Gökdere, Yenicarsim.com Genel Koordinatörü Elif Bakiler, Morhipo.com Genel Müdürü Kaan Sönmez ile Fiyatbilir.com Proje Yöneticisi Talat Uyarer vardı.

Panel sektöre henüz yeni adım atmış Yenicarsim.com Genel Koordinatörü Elif Bakiler’in çiçeği burnunda sanal marketinden bahsetmesiyle başladı. Sitenin orta ölçekli firmalara yönelik hizmet verdiğini, Doğan grubu içersinde yer almanın ve arkasında

Hürriyet markasının olmasının tüketicinin ‘güven’ beklentisi açısından önemli olduğunu belirten Bakiler, Yeniçarşım’ın gerçek esnaflarla e-ticaret yapmak isteyen firmaların buluşma noktası olduğunu söyledi. 'Evden çıkmadan çarşıya çık' sloganıyla sektöre adım atan Yeniçarşım’ın 14 Ekim’de lansmanı yapılacak.

Doğru iş yaptığınız zaman en büyük rakibi bile bir senede yakalayabilirsiniz

Sektöre Trendyol ve Markafoni’den sonra hızla giriş yapan ve kendi hedef kitlesini yaratan Boyner Grubu bünyesindeki Morhipo, sektörde kısa sürede sağlam bir yere oturunca ister istemez en çok merak ettiğim sitelerden biri olmuştu. Sitenin başarısının altında eski Hepsiburada.com Genel Müdürü olan şimdi Morhipo markasına hizmet veren Kaan Dönmez’in rolü büyük.

Markanın alt yapı çalışmalarının ve ortaya çıkmasının 6 aylık bir süreçte gerçekleştiğini söyleyen Dönmez, ‘Doğru iş yaptığınız zaman en büyük rakibi bile bir senede yakalayabilirsiniz.’ dedi.

En az hesaplayabildiğim değişken işin içinde kadın olmasıymış

Tekstil işinin bir show business olduğunu ve sattıkları bir kıyafeti seksi göstermek zorunda olduklarını belirten Dönmez, ‘Sektöre girerken en az hesaplayabildiğim değişken işin içinde kadınların olmasıydı. LCD pazarını büyüten kadınlardı, salonun şık görünmesi gerekiyordu, kadın karar verdi ve bütün evler LCD’ye döndü. Erkek daha çok mantığıyla kıyaslayarak satın alıyor. Görüntüsüne değil işlevine bakıyor. Dolayısıyla erkek ve kadının satınalma davranışı çok farklı. ’ dedi. Çeşitli mecralara reklam vererek değil müşteri deneyimiyle marka olduklarının altını çizen Dönmez müşteriye gönderdikleri pakete bile çok dikkat ettiklerini, hatta paketi açan müşteriye anlık bir gülümseme yaşatmak için kutuların içine çikolata veya lokum koyduklarını belirtti. Dönmez, ‘Paketin sunumu bile senin markanı temsil eder ve marka olursan herşey daha ucuz.’ diyerek müşteri memnuniyetine gösterdikleri önemi vurguladı.

Evmanya sadece site değil tam bir yaşam alanı

Bebek odasından kek tarifine, evlilik hazırlıklarından bahçeye pek çok konuda özellikle kadınların takibinde olan Evmanya.com ise Genel Müdürü Aslı Gökdere’nin tabiriyle sadece site değil tam bir yaşam alanı. Çünkü kadınlar burada kendilerini ifade edebilecekleri bir platforma sahipler. Takipçilerinin %30-35’inin
çalışan kadınlardan oluştuğunu belirten Gökdere zaman sorunu yaşayan kadınların siteyi yakından takip ederek trendleri yakaladıklarını, birbirleriyle iletişime geçerek sosyalleştiklerini ve bilgi paylaşımında bulunduklarını söyledi. Alışveriş de yapabileceğiniz Evmanya’nın bir de e-dergisi bulunuyor.

Fabrikadan direk tüketiciye gönderim

Anneme son 10 yıl önce yakında evden çıkmadan internetten sipariş vererek market alışverişi yapacaksın ve dolaş, seç, taşı bir sürü şeyle uğraşıp yorulmayacaksın dediğimde ‘ben aldığım şeye dokunmak isterim, anlamam öyle internet falan’ demişti. İşte o koca 10 yıl geçti ve büyük marketler soğandan, tuvalet kağıdına neye ihtiyacımız varsa kapımıza kadar getiriyor artık. İşte bunlardan biri Fiyatbilir.com. Büyük hipermarketlerden bağımsız, ağır ama sağlam adımlarla yürüyen site, diğerlerinden farklı olarak ürünü aracı olmadan fabrikasından müşteriye ulaştırıyor. Dolayısıyla bu, ürün fiyatının tüketici lehine gelişmesini sağlıyor. Üreticilerle tek tek görüşerek reklam için harcadıkları bütçeleri Fiyatbilir için kargoya yönlendirdiklerini söyleyen Proje Yöneticisi Talat Uyarer, tüketiciye evindeki ürünün bittiğini maille hatırlatarak müşteri ihtiyaçlarına odaklandıklarının altını çizdi.


Yazı: HÜLYA MERAL

http://twitter.com/hulyameral

SINIRLARI KALDIRAN BİLİŞİM ZİRVESİ

Geçtiğimiz hafta ‘Sınırlar Kalkıyor’ temasıyla 3-5 Ekim arasında düzenlenen ICT SUMMIT EURASIA Bilişim Zirvesi yerli yabancı konukların konuşmacı olarak katıldığı pek çok oturuma sahne oldu. TEDx Amsterdam Kurucusu Jim Stolze’nin yanı sıra pazarlama gurusu olarak bilinen Michael McQeen ile Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları kitap serisiyle dünya medyası ve iş dünyasına soğuk terler döktüren John Perkins en dikkat çekici konuklar arasındaydı.

İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleşen konferansın 4 Ekim’deki ‘Geleceğin Ticaretinin ‘e’- Hali Konferansı ile ‘Sınırları Kaldıran Sosyal Medya’ oturumuna katılabildim.

Paypal Genel Müdürü Jean François Rochet’in açılış konuşmasıyla start verilen ilk oturum ‘e-ticaretin parlak markaları nasıl başardılar?’ sorusuyla ve sektörün önde gelen temsilcilerinin başarı hikayelerinin anlatımıyla başladı.

Ayda 22 milyon ziyaretçi, 2 milyar sayfa sayısı

Yemeksepeti.com Genel Müdürü Nevzat Aydın’ın oturum başkanlığını yürüttüğü konferansta Sahibinden.com Genel Müdürü Burak Ertaş, sitenin son 10 yıllık yol hikayesini anlatarak şimdilerde ayda 22 milyon ziyaretçileri olduğunu ve 2 milyar sayfa sayısına ulaştıklarını söyledi. Kurulduğu günden beri ‘iş portali’ modeline sahip olduklarını ve pazar payında belli bir noktaya geldikten sonra rekabet gücünün arttığını belirten Ertaş, ‘sahibinden.com çok seviliyor. Siteyi kullanan ücretsiz üye oluyor ve ücretsiz ilan vererek arabasını, evini, eşyasını satabiliyor. Ücretsiz olması insanların hoşuna gidiyor. Sahibinden.com artık bir lovemark’ dedi. Başarının anahtarının güvenilir olmaktan geçtiğini hatırlatan Ertaş, iyi bir tasarım ve teknik ekibe sahip olmanın fakat pek çok şeyi de kullanıcıya sormanın öneminden bahsetti.

Biz başlarken internet lojistiği diye bir şey yoktu

Konuşmacılardan Markafoni Yönetim Kurulu Başkanı Sina Afra, firma olarak sektöre girişlerinin modadaki boşluğu fark etmeleriyle başladığını söyleyerek ‘Biz başlarken teknomarketlerin internetten satışı vardı ve teknoloji ürünleri satarak kampanyalarla müşteri çekiyorlardı. İnternet lojistiği denen bir şey yoktu, oturmamıştı. Hiçbirşeyi outsource etmeden bu işe girdik’ dedi. Ölçümlemeye çok önem verdiğini ve gün içinde 1 saatini sayılara bakarak geçirdiğini söyleyen Afra, ‘Ziyaretçi sayısı, satınalma davranışı, geri iade oranı..vs. hepsini önemsiyor ve dikkatle izliyorum. Şu an çok agresif bir pazar içindeyiz.

İki sene sonra bugüne bakıp aslında çok da gelişmiş değilmişiz diyeceğimiz bir süreç yaşayacağız’ dedi.

Sahibinden, hepsiburada ve gittigidiyor gibi sitelerin zaten köşebaşlarına oturduğunu, bu 3 farklı modelin zaten denendiğini dile getiren Afra, siteye telefonla ulaşmanın öneminin altını çizdi.

Müşterileri aradık

Cep telefonundan televizyona petshop malzemelerinden yiyecek içeceğe pek çok ürünün sanal ortamdan satışını gerçekleştiren ve bunu 5 yıldır sürekli yükselen bir çıtayla devam ettiren Ereyon.com’un kurucusu Aziz Ülkü ise müşteri memnuniyetini en üstte tuttuklarının altını çizerek müşteri memnuniyeti aramaları yaptıklarını, geridönüşleri değerlendirdiklerini ve bunun kendilerine iş olarak yansıdığını söyledi.

350 çalışanıyla en büyük sanal mağaza

Sektörde Doğan Grubu gibi büyük bir medya grubunu arkasına alarak yürüyen Hepsiburada.com ise en çok merak edilen e-ticaret sitesiydi. Sektöre ilk giren, 10 yıllık köklü geçmişe sahip, ağır ama emin adımlarla ilerleyen, pek çoğumuzun halen yürüyüş bandından, çocuk bezine, bilgisayardan mobilyaya satınalma yaptığı örnek firmalardan biri hepsiburada.com.

Yakın zamanda tüketici beklentilerine ilişkin bir pazar araştırması yaptıklarını belirten Hepsiburada.com Genel Müdürü Aytuğ İğneli, araştırma sonucunda müşteriler için ‘güven’ unsurunun satınalma davranışında en önemli etken olduğunun altını çizdi.

Sitenin öncesinde çok fazla elektronik ürün satan, maskülen ağırlıklı bir imajı olduğunu ama şimdilerde tüketicinin beklediği sayfa dizaynına göre hareket ettiklerini ve IT altyapılarını esnek seviyeye getirdiklerini ifade eden İğneli, 350 kişilik kadroyla çalıştıklarına ve Araştırma ve CRM tarafına yatırım yaptıklarına dikkat çekerek ‘Şu an ‘kişiselleştirme’ aşamasındayız. Yapılan çalışmalarla satışlarda 2 katı artış oldu. Müşteriyi çok sık dinlemek, anket yapmak en önemli kriterlerden. Elbette çalışanlarımız da çok önemli. Çalışanın müşteri odaklı olması lazım.’ Dedi.

Fırsat sitelerinden fırsat alan da satan da karlı

Son 2 yıldır patlama yapan fırsat sitelerinden hepimiz en az 1 kez alışveriş yapmışızdır. Pek çok kişinin biraraya gelerek toplu satınalım yapıp satılan ürünün fiyatının uygun seviyeye çekilmesine olanak sağlayan sisteme göre fırsatı alan da fırsatı sunan da karlı. Fırsatı alan alacağı ürünü veya hizmeti uygun rakama getirebiliyor, fırsatı satan ise kasasına nakit para koymanın ve esnaf tabiriyle sürümden kazanmanın avantajını yaşıyor.

İşte son zamanlarda oldukça popüler olan sitelerden biri de Yakala.co. Sektöre diğerlerinden geç girmesine rağmen güzel bir ivme kazanan sitenin, kurucu ortağı ve Genel Müdürü Mehmet Keteloğlu, sektörün yeni yeni markalaştığını belirterek toplamda 3 milyon ziyaretçinin çok da önemli olmadığını, verilen veya satılan ürünün yarattığı güvenin çok daha önemli olduğunu söyledi.

Kimi zaman satın alınan 2 kişilik bir kahvaltının 5 kişiye sunulduğu durumlarla karşılaştıklarını söyleyen Keteloğlu, sektörün büyümesi kaliteye bağlı. Tüketicinin bıkkınlığı en büyük risk. Üç sene sonra sektör çok daha farklı bir noktada olacak, herşey oturmuş olacak.’ Dedi.

E-TİCARETTE GELECEĞİN TRENDLERİ

E-ticaret platformları açısından ‘Sosyal Satınalma Davranışları’nın izlenmesi gereken önemli unsur olacağını şimdiden söyleyebiliyoruz.

Sahibinden.com Genel Müdürü Burak Ertaş’a göre; Facebook önemli bir mecra. E-ticaretin kullanım şekli değişebilir. Mobil de gelişen bir mecra. Firmalar ana stratejilerini mobile göre değiştirebilir.

Hepsiburada.com Genel Müdürü Aytuğ İğneli’ye göre; Şimdiye kadar 6 milyon kişi hayatında 1 kez internetten alışveriş yapmış. Spor, anne-bebek- çocuk alışverişi daha uzmanlaşmış sanal mağazalardan yapılabilir. Mobil 2009- 2010 arasında 3,5 katı bir artış gösterdi. 2012- 2013’e doğru İngiltere ve İsveç gibi digital ağırlıklı ülkelere yaklaşabilir Türkiye.

Markafoni Genel Müdürü Sina Afra’ya göre; Ürünün fiyatı ve cazipliğinin yanı sıra servis kalitesi ve tüketicinin siteye telefonla ulaşması önem taşıyacak.


Yemeksepeti.com Genel Müdürü Nevzat Aydın’a göre; Mobilde çok ciddi bir potansiyel var. Iphone ve blackberry telefonların artışıyla biz şimdiden bunu hissetmeye başladık. Mobilden yemek siparişi hızla artıyor. Bunu görerek mobil tarafımızı geliştirmeye başladık.


Yazı: HÜLYA MERAL


http://twitter.com/hulyameral

BİR ZAMANLAR ANADOLU'DA


Bir Zamanlar Anadolu'da'yi izledim bugün. Nüktedan kısımların yanısıra fotoğrafik öğelerin mükemmel olduğunu belirtmeliyim. İlk kareye ve film boyunca süren ışığın tarlalarla, yapraklarla ve yollarla dansına bayılacaksınız.

Filmdeki muhtar ve doktor favori karakterlerim. Muhtar karakteri tek başına bile yıldızdı diyebilirim. Bu karakteri canlandıran, gerçek hayatta filmdeki ortamı birebir yaşamış olan doktor Erdal Kesal, Anadolu bozkırının tanıdık gelen 'güzide' simalarından birini başarıyla oynamış. Projenin fikir babası olan Kesal, senaryo yazımında Nuri Bilge Ceylan ve eşi Ebru Ceylan'a destek olmuş.

Buna ek olarak filmdeki oyunculukların her birinin ayırt edemeyeceğim kadar iyi olduğunu söylemeliyim. Taşra hayatının mutsuzluklarını ve sıkıntılarını güzel yansıtmışlar.

Nuri Bilge Ceylan tarzından hoşlanmayanlar filmi izlemesin derim, evet yine uzun karaler, gereksiz uzun sahneler, yine yavaş akan ama damakta kekremsi bir tat bırakip küt diye biten bildik Nuri Bilge Ceylan tarzı.


Üç Maymun'da 'evet artık Nuri Bilge filmleri biraz daha hızlı akıyor' demiştim, sözümü geri aldım. 'Bir Zamanlar Anadolu'da'yı izlemeye giderken heyecan, aksiyon beklenmesin yani:) Okuma yazmaya yeni başlamış çocuğu ilk heceyi söktü sökecek diye beklemek gibi sabır isteyen bir süreç bu:)

İzleyince ne düşünürsünüz bilmem ama doktor ve savcının mutsuzluğunun yanısıra jandarma ve polis biraz ezik verilmiş.

Filmin sonundaki otopsi sahnelerinde mideniz kalkabilir..İzlemeye tahammül edemem derseniz bu sahneden sonra film zaten bitiyor, biraz izleyip çıkabilirsiniz de.

Favori cümlem Komiser Naci'den: Oğlum Araaap bu dünyada olacaksan halay başı olacaksın..!!

Bosna Hersek ve Türkiye ortak yapımı film ve ekibini 64.Cannes Film Festivali'nde aldığı Jüri Büyük Ödülü için tebrik etmek gerek.

İyi seyirler

Hülya Meral

MÜREFTE'DE ŞARABIN GÖZYAŞLARI

Ağustos ve Eylül ayında el üstünde tutulan, baştacı edilen üzüm, bağbozumu zamanı şarapseverlere unutulmaz anlar yaşatıyor. Üzüm ve rüzgarın aylar süren sohbetinin damağınızda ve dimağınızda bırakacağı tadı merak ediyorsanız şarabın topraktan kadehe yolculuğuna uzanmak çok da zor değil.


Hala bir bağbozumu festivaline katılmadıysanız Türkiye’deki ilk ve tek şarap müzesine sahip Mürefte’deki Kutman Şarap Fabrikası Eylül ve Ekim ayı boyunca her Cumartesi ve Pazar siz şarapseverleri bekliyor.

Fabrikada mahzenleri dolaşıp şarap ve şarap üretimiyle ilgili bilgileri edindikten sonra tadım odasında lezzetli peynirler eşliğinde dilediğiniz şarabın tadına bakıp içtiğiniz şarabın hikayesini dinleyebiliyorsunuz.

Şarapta üçüncü kuşak


Kutman Şarap Fabrikası’nın bulunduğu arazi önceleri Rumlarınmış. 1922’de Tekel gelinceye kadar rakı bile üretiliyormuş. Rumlar kasabadan ayrılınca fabrikayı Kutman ailesi satın alıp işletmeye başlamış.

Şimdilerde üretimi üçüncü kuşak yürütüyor. 1888’de yapılmış serin ve otantik fabrikayı gezerken sarf edilen emeği somut olarak görmeniz mümkün.

Şu an kullanılan teknoloji ve araç gereç olmadan üzümün bağbozumu zamanında nasıl at ve eşek sırtında sepetlerle şaraphaneye getirildiğini ve işlendiğini üzümlerin nasıl tartıldığını, fermantasyonun o günkü koşullarda nasıl takip edildiğini,

şarabın nasıl şişe veya fıçılarla nakledildiğini emektar şarap uzmanı Adnan Kutman’dan dinleyebilir ve bizzat o dönemlerden kalma şarap üretim cihazlarına dokunarak müzeyi dolaşabilirsiniz.

İyi şarap için toprağın verimi ve dengesi önemli


Ne yalan söyleyeyim, dinledikçe şarap üretiminin ne denli zor bir iş olduğunu anladım. Çok ciddi sabır ve emek gerektiriyor. Adnan Bey’den yine öğreniyorum ki iyi bir şarap için toprağın iyi olması, çok kurak olmaması, yağmur olmaması gerekiyor. Aşırı fakir bir toprak da üzüm için ideal değil. Üzümde, dolayısıyla şarapta denge, en önemli unsur.
Verimli bir toprakta üzüm taneleri iyice şişiyor ancak kurak bir topraktan verim almayı beklemek boşa kürek sallamak demek. Kutman ailesinin Mürefte’nin yanı sıra İpsala’da da 600 dönüm bağları var. Rusya ve Çin’e şarap ihracı konusunda çalışmalar yürütüyorlar.

Üzümün rüzgarla sohbeti


Bugün üzümü ekip yarın mahsulü toplayamıyorsunuz. Üzüm olgunlaşıyor, rüzgarla sohbet ederek gelişiyor, nerdeyse her hafta ilgi ve bakım istiyor. Bağlar bozulup da üzümler bir araya toplandığında ayrı bir yolculuk daha başlıyor.

Üzümler kırılıyor, presleniyor, bekletiliyor, damıtılıyor ve asıl içtiğimiz şarap ortaya çıkıyor. Ortaya çıkan ürün şişelenerek mahzenlerde aylarca bekletiliyor. Sonra satışa çıkıyor ama son aşamada bir de vergi sorunu ortaya çıkıyor.

Alkolün sosyal hayattaki yeri


Alkol en yüksek vergi ödenen sektörlerden biri. Dolayısıyla şarap da bundan nasibini alıyor ancak hükümetin vergi artışlarına rağmen alkolün sosyal hayattaki yeri dolayısıyla şarap yatırımları her yıl biraz daha artıyor.

Özellikle büyük yatırımcıların şarap üretimine yönelmesiyle Türkiye’deki ihracat oranı 90 milyon litreye çıkmış durumda. Bu oran dünya geneline göre oldukça düşük ancak adımlarını sağlam atan şirketler uzun vadede Uzakdoğu’ya yatırım için kolları sıvamış bile.

Şarabın Gözyaşları


Gözyaşı, şarabın yoğunluğunun anlatımında sıklıkla kullanılan terim. Şarabınızı kadehin nerdeyse ağzına kadar gelecek şekilde salladığınızda kenarlara bulaşan bir kısım şarap damlacıklar halinde toplanır ve gözyaşları gibi aşağılara doğru yuvarlanır. Şarap ne kadar dolgun ve yapışkanlığı fazla ise (nedeni alkol derecesinin fazla olmasi ve/veya fazlaca bir miktarda kalan şeker ve gliserol içermesi) o kadar fazla gözyaşı özelliği gösteriyor. Bu tip şaraplarda damlacıkların oluşması, alkol derecesi düşük ve zayıf bünyeli şaraplardan daha uzun sürüyor. Ben de tam olgunlaşmamış kırmızı üzümden yapılan bu yılın revaçtaki Rose şarabının tadına baktıktan sonra şarabın gözyaşlarını izleyip damağımı şenlendirmek için tercihimi Savilion Blank’ten yana kullanıyorum.




Şarapla ilgili anekdotlar:


- Şarabın yatık saklanması gerekiyor.

- Dünya genelinde en çok tüketilen şarap çeşidi Shiraz, Cabaret, Merlot.

- 3-5 yıllık beyaz şarap 3-5 günde tüketilmeli.

- Kırmızı şarap buzdolabına konmamalı, en fazla ertesi gün tüketilmeli.

- Mürefte'den dönüşte yol üzerindeki ayçiçeği tarlalarına girmeden ayrılmayın.


Yazı ve Fotoğraflar: Hülya Meral

http://twitter.com/hulyameral

hulya_meral@hotmail.com

SIRADIŞI AYAKKABILAR


İlginç bir müze ararken karşıma çıkan isim Kobi Levy. http://www.virtualshoemuseum.com/vsm/r.php?col=person&sub=230)

Tasarladığı şey ayakkabı ama ayakkabıdan daha fazlası, sanat eseri diyebiliriz rahatlıkla. Şık ve sofistike ürettiği ayakkabılar için kendi sıradışı tasarım dilini oluşturmuş.


Avantgarde ayakkabılar da üretebiliyor heykel şeklinde çizmeler de. El yapımı ayakkabılar adeta tuval üzerine yapılmış resim gibi. Ayakkabılara bir kez bakıp tekrar dönüp bakıyorsunuz. Hatta aklıma sık sık Salvador Dali gelmedi değil hani. Dali’nin eserlerinde insanı mıknatıs gibi çeken etkiyi Levy’nin ayakkabılarında da hissedebiliyorsunuz.


Gelin 36 yaşındaki İsrailli sanatçının tasarladığı ayakkabılara biraz daha yakından bakalım. Bu tasarımları vitrinlik sanmayın, hepsi giyilebiliyor…Siz de valizini ayakkabıyla dolduranlardansanız bu tasarımlar ilginizi çekebilir.












http://kobilevidesign.blogspot.com/

Nüfusu 7 milyar olan dünyamız bu sınavı hakkıyla geçecek mi?

Son haftalarda Afrika özellikle de Somali ile ilgili haberleri sıklıkla okur, fotoğraflarına baktıkça kötü hisseder olduk. Hep biliyorduk da gözden ırak gönülden de ırak durumları...Bunu da unuttuk..

Bugün Afrika’da kuraklık ve kıtlık nedeniyle baş gösteren açlık krizinde alarm zilleri çalıyor. Kıtanın doğusunda Kenya ve Etiyopya'dan Somali'ye kadar son 60 yılın en kötü kıtlık felaketi yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Antonio Guterres, 12 milyon kişinin acil yardım beklediğini ve durumun şu anda "dünyadaki en büyük insani felaket" olduğunu söylüyor.



Kuraklıktan kaçanlar Kenya'daki Daadab kampını 440 bin kişiyle dünyanın en büyük mülteci kampına dönüştürdü. Dayanıklılığı ile bilinen develerin bile ölmeye başladığı haberleri geliyor. 28 Temmuz 2011 tarihinde Yeryüzü Doktorları Genel Sekreter Yardımcısı Cüneyt Sezer Somali'deki son durumla ilgili olarak özetle şunları söylüyor.

Günde yaklaşık 1.300 kişi, ayda 40.000 kişi açlıktan ölüyor. Susuzluktan yüzlerinde açılan yaralar ölümle sonuçlanan kan kaybına sebep oluyor.

BM Afrika'daki bu durumun 100 yıldır yaşanan en büyük afet olduğunu açıkladı. Yardım kampına gitmek için yola çıkan her 2.000 kişiden 500'ü yolda can veriyor.

Haftalarca yürüyerek yardım kampına ulaşmayı başaran insanları akli ve zihni olarak tükenmiş oluyor. Bu coğrafyada 3 senedir yağmur yağmıyor.


1 haftada açılabilecek bir su kuyusunun maliyeti 10.000 dolar. İnsanların yemek yiyebilir hale gelmeleri için bile 10 günlük tıbbi tedavi görmeleri gerekli.

Ülkelerini terk etmek için yola çıkan 12 milyon aç insanın dışında, henüz irtibata geçilmemiş 8 milyon kişi Kenya-Somali sınırında mahsur durumda.

Ameliyat için yeterli narkoz bulunamadığından uyuşturulmadan ameliyat yapılıyor.

Acilen ameliyat edilmezse hayatını kaybedecek kişi sayısı 5.000 !



Ülkemizde ve dünyanın diğer ülkelerinde Afrika için yardım kampanyaları düzenleniyor. Nüfusu 7 milyar olan dünyamız bakalım bu sınavı hakkıyla geçecek mi?

Hülya Meral

http://twitter.com/hulyameral