seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Lombardiya'nın Gizli Kalmış Hazinesi Bellagio



Öyle anlar var ki insan neden keyiflendiğini ve iyi hissettiğini bilmek ister, sebep arar kendine. Beni keyiflendiren en büyük etken doğadır ve doğanın yumuşak hatlarına büyülenmişçesine bakmak, o anı o zaman dilimine sıkıştırma zorunluluğu olmadan tadını çıkarmaktır. Hatta bazen zihnimde yer etmiş öyle karaler, öyle coğrafyalar vardır ki orası bensiz olsa bedenim orada olmasa da zihnime kaydettiğim görüntü sakinleşmemi, ruhumu dinlendirmemi sağlar.



Bunlardan biri kuzey batı İtalya'daki Lombardiya bölgesinde yer alan Como Gölü'nün en ucundaki Bellagio kasabası. Haritada oldukça geniş bir alana yayılan Como Gölü'nü ters Y gibi düşünürseniz, Bellagio bu Y'nin tam ortasında bulunuyor. 



Bu kasabaya önce Milano'daki Mussolini döneminde inşa edilmiş Milano Centrale istasyonundan bineceğiniz Como Gölü treniyle, ardından Como'dan kalkan bir saatlik bir feribot yolculuğuyla ulaşıyorsunuz. Feribottayken sağda ve solda yeşillikler içine gizlenmiş tipik İtalyan evlerini izlerken, yol boyu sıralanmış bu evlerdeki acelesi olmayan yaşamı düşünüyorsunuz. Doğa, deniz, insan uyum içinde. 


Bellagio'ya gelmeden önce birkaç iskeleye yolcu bırakıyor feribot. Kendimi Ada vapurunda hissediyorum o an. Hava berrak ve doğa katışıksız güzel, önümüz uçsuz bucaksız gibi geliyor o an. Nihayetinde Bellagio'ya vardığımızda değişik, alışılmamış olan, şaşırtan, beklenmedik bir şey yok. 


Herşey birbiri içine geçmiş, bir tablonun içinde kaybolmuş gibi. Ayrıntılara baktığınızda güzelliği fark ediyorsunuz. Parklar, bahçeler, korulardan oluşan yeşil damarlarla yavaş yavaş yükseliyor. 


Kasabanın içinde dolaştıkça tipik, dar, İtalyan stili sokaklara, merdivenlere çıkıyorsunuz. Koyu fildişine boyanmış evlerin dış cephelerindeki nerdeyse her camdan bir çiçek sarkmış, sokaklara bir el 'burada huzur var' yazmış sanki..



Bir sokak diğerinden belirsiz çizgilerle ayrılıyor. Hava ne çok sıcak ne çok serin. Aslında sıcak olması beklenirdi ama Alplerden gelen serin rüzgar Bellagio'ya nefes aldırıyor. 


Burada zaman işlemiyor, herşey nasıl inşa edildiyse öyle kalmış gibi. Sahilden yukarıya merdivenle çıkarken 2-3 katlı, küçük, fildişi ve aşıboyalı evler ve evlerin altındaki cana yakın ipek, ahşap, takı, resim, kıyafet, yerel bira satan dükkanlarla; şirin, evden restorana dönüştürülmüş, kutu kutu odalardan oluşan, mutfağından lazanya, spagetti ve pizza kokusu gelen lokantaları görüyorsunuz. 


Milano'da çokça pizza yediğim için burada tercihimi İtalyan usulü lazanya ve şahane bir kırmızı şaraptan yana kullanıyorum. İtalya'nın pekçok şehrinde lazanyayı double kremayla yapıyorlar. Parmesan peynirinin anavatanı olmasına rağmen ne yazık ki pek çok yerde ikinci kalite parmesan servis ediliyor.



Yemekten sonra Bellagio'nun kuzeyine doğru keşfe koyuluyorum. Yürüdükçe serinleten rüzgar artıyor ama rahatsız etmekten öte korunaklı bir bölgeye gelmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Burası Bellagio'nun en kuzey ucu ve ufukta, sol tarafa İsviçre Alpleri var, sağ tarafta azıcık eğilseniz ve önünüzdeki dağ olmasa Saint Moritz'e uzanacakmışsınız gibi. 


Bu boşluk beni büyülüyor çünkü alabildiğine geniş bir göl ve tam karşınızda nefesinize nefes katan, dünyada oksijen oranın en yüksek olduğu yer olan İsviçre var. İskelenin hemen arkasında yeşiller, pembe çiçekler içinde naif bir restoran, Ristorante La Punta misafirlerini ağırlıyor. 


Sadece bir kadeh şarap için vaktim var keza feribotu kaçırırsam burada konaklamak zorunda kalacağım. 


Como Gölü'nün tam ortasına konumlanmış bu kasaba için bir gün yeterli bana göre. Vaktiniz varsa çok yakınındaki Lugano, Bolzano veya daha kuzeyindeki Davos'a da trenle ulaşılabilir. Tabii biletlerinizi önceden edinmekte fayda var.


Hülya Meral




Yaz Boyu Mehtap Gezileri ve İstanbul'un Deniz Ulaşımı


Hep söylüyorum. İstanbul'un trafik sorununa en büyük çare deniz ulaşımı ancak büyük ve hantal vapurlar değil, aynen Venedik'teki vapurettolar gibi küçük, motoru güçlü ve hızlı manevra kabiliyeti olan, Boğaz Hattı'ndaki ve diğer hatlardaki her iskeleden 5 dakikada bir kalkacak motorlar. Yine belirli hatlar olmalı ama hatlar arası geçişler, aktarmalar yolculara yansıtılmamalı.



Boğazı elips şeklinde düşünürseniz bu hiç de zor olmasa gerek. Dört bir yanı deniz olan İstanbul'da deniz ulaşımının bu kadar dağınık, düzensiz ve yetersiz olması akıl alır gibi değil. Denebilir ki yolcunun yoğunluğuna göre zaten seferlerimizin saatleri belirlenmiş durumda. Hızlı motorla ulaşımı belirttiğim şekilde çalışır hale getirdiğiniz vakit, seyrek yolculuk yapılan iskelelerden bile yolcu akışı olacak, karayolunu kullanan yolcular deniz yolunu tercih edeceklerdir. Psikolojik açıdan bakarsak, trafiğin getirdiği stresi ekarte edip deniz kokusunu alan bedenlerin seratonin salgılamasına yardımcı olmuş olursunuz. 



Aynı şey Pendik - Kadıköy sahil hattı için de geçerli. Deniz yoluyla ulaşımı teşvik ettiğimiz sürece karayolundaki tıkanıklık azalacaktır. 

Bunun yanında, İstanbul dışından misafirim geldiğinde vapur- motor sistemini anlatmakta zorlanıyorum çünkü her hat için farklı isimlerde şirketler var. Bir de Şehir Hatları vapurları var. Biri devletin diğerleri özel işletme, istediğini seçebilirsin diye açıklamak gülünç geliyor kulağa. 

Şehir Hatları vapurlarını çoğunlukla trafiğe girmemek için Beşiktaş- Kadıköy ve Taksim- Kabataş Finiküler- Kadıköy üzerinden kullanıyorum. Taksim'e karayoluyla ulaşmaktansa vapurla 15 dakikada geçmek hem keyif hem zamandan kazanım. 

Geçenlerde de hiç aklımda yokken ve vapur olduğunu bile bilmiyorken Emirgan'dan -çok sık kalkmasa da- vapura binip yolculuk boyunca da yalıları, boğazın eşsiz güzelliğini, erguvanları izleyerek Çengelköy'e geldim, akşamı orada ettim. Önceden böyle bir hat olduğunu bilmiyordum.

Adalar için ise Bostancı İskelesi'nden Şehir Hatları vapuru saatte bir kalktığı için her yarım saatte bir yapılan motorla ulaşım daha mantıklı geliyor. 

Yani daha düzenli bir deniz ulaşımı sistemi olsa, İstanbul gibi her noktasından deniz görünen bir şehirde hayat daha keyifli ve pratik olabilir. Çoğu kişinin trafiğe girmemek için lokal mekanları tercih ettiğini ve diğer semtleri ıskaladığını düşünüyorum. İstanbul'da her yıl bir milyon kişinin Boğaz'ı bir kez bile görmeden yaşadığını düşünürsek haksız sayılmam.



Neyse, size bahsetmek istediğim bu değil. Şehirdışından arkadaşlarım, misafirlerim geldiğinde (özellikle Ankaralılar için denizin anlamını tahmin edersiniz) mutlaka bir Boğaz Turu yapmak istediklerinden, motorla gezilen 1,5 saatlik turları öneriyordum ancak bu yıl Haziran ayında başlayan, Şehir Hatları vapurunun düzenlediği Mehtap Gezileri'ni fark ettim. 

Şayet İstanbul dışından geliyorsanız, Boğaz'ı 6 saat boyunca her iskelede durarak yaşamak, yalıları, mimari yapıları, camileri, sarayları, Rumeli ve Anadoluhisarı'nı uzun uzun izlemek, fotoğraflamak istiyorsanız bahsettiğim bu gezi oldukça ideal. Dolunaylı bir akşama denk geldiyseniz elbette daha şanslısınız..



Yaklaşık 6 saat süren “Mehtaplı Geceler Turu” Bostancı iskelesinden başlayarak sırasıyla Kadıköy-Eminönü-Üsküdar-Beşiktaş-Rumeli Kavağı iskelelerine uğruyor, Anadolu Kavağı’nda mola veriyor. Boğaz keyfi gece 01.00’e kadar sürüyor. Sıkılırsanız veya gözünüze akşam yemeği için güzel bir mekan kestirirseniz istediğiniz durakta inip kalabilirsiniz de. Denemeye değer.. 



Künefeden Tepsi Kebabına, Kerebiç Tatlısından Zahter Salatasına Antakya Sofralarına Yolculuk



Aşkın Kutluğ gezmeyi ve yemeyi kendine yaşam felsefesi edinmiş, güçlü bir damak zevki olan ve seyahat ederek farklı lezzetler tatmayı keyif haline dönüştürmüş isimlerden. Kendisiyle Gurmebüs'ün Sirkeci gezisinde tanışmıştık. Geçtiğimiz haftalarda Antakya'ya bir seyahat gerçekleştiren Aşkın, facebook'ta damağına düşkün olanların kıskanacağı cinsten o kadar çok yemek fotoğrafı paylaştı ki, görenlerin kalkıp gitmemesi mümkün değil. Kendisiyle hem Antakya'yı hem de deneyimlediği yöresel lezzetleri konuştuk.


- Biliyorum ki çok seyahat ediyorsun ve bu seyahatlerde 'yemek' önemli ve özel bir yer tutuyor.  Farklı lezzetleri denemek işin keyifli yanı. Nasıl oluştu Antakya'ya gitme fikri?

Antakya'ya seyahat hep aklımda olan birşeydi. İki arkadaşımı da yanıma alarak isteğimi gerçekleştirdim.
 
- Şehrin doğası, insanı, kimyası nasıl? 

Antakya'nın doğası ve bitki örtüsü  beni çok etkiledi. Asi Nehri tek tük kalmış yöresel Antakya evlerini tamamlıyor bana göre. 


Havaalanı çok uygun bir bölgeye yapılmış. İskenderun ve Antakya arasına. İki tarafa da hizmet ediyor. Biz de her iki şehri görme fırsatı bulduk. Ayrı dinlerden  ve milletlerden oluşmuş  bölgede, hoşgörüyü her an hissedebiliyorsunuz. İnsanlar çok candan. Bir adres sorun farkı hemen anlıyorsunuz.

- Antakya ve çevresini ne ile gezdiniz, araba mı kiraladın, toplu ulaşımla her yere ulaşmak mümkün mü? Gitmeyi düşünenler için ne önerirsin?
 
Araba kiraladık. Toplu ulaşımı denemedik. Belki şehiriçinden turlarla bazı bölgelere gidilebilir. Dönemine göre önceden araştırılıp da gidilmeli.
 
- Şehrin nerelerini görme şansın oldu? 

Gezilecek yerler arasında ilk sırada Uzun Çarşı var, adeta yıllar öncesine götürüyor sizi. Camilerin özel minareleri tahta işlemelerle  çevrelenmiş, fark yaratıyor. Merkezde kiliseler, camiler, sinagoglar çok özellikli ve kişilikli yapılardan.


 
35 haneli Vakıflı Ermeni köyü'ne de gittik. Türkiye'deki doğası bozulmamış nadir köylerden. Organik tarımıyla önem kazanmış. 


 
Harbiye Şelaleleri doğal güzellikler açısından muhteşem.
 
Çevlik'te Musa çınarı 30 metre çapında bir yapı, muhakkak görülmeli. Yöresel taş evler gezilmeli. Dünyada uzunluk olarak sıralamada olan Çevlik plajının sahili etkileyici.
 
Antakya'ya gitmeden önce Titus tünelinin tarihi mutlaka okunmalı ve tünel görülmeli. 


- Yediğin içtiğin senin olsun :) Küçük bir gurme turuydu seninkisi. Künefeden, humusa, kebaptan lagosa Antakya mutfağının zengin tabaklarını tatma şansı buldun. Antakya mutfağı denince akla ilk olarak hangi yemekler, lezzetler gelmeli? 
 
Sabah kahvaltısında Uzun Çarşı'daki odun ateşinde pişen acılı peynirli (çökelek) Pide, çayla beraber güzel gidiyor. Özel lezzetlerden kurabiye üstüne konarak yenen Kerebiç Tatlısı da çarşıya özel.



Pöç Kasabında denediğimiz, yöresel etlerden yapılmış bıçak kıymasıyla çekilen Tepsi Kebabı kaçırılmamalı. 



Kağıt Kebabı, Zahter (Antakya'ya özgü kekik) salatası,


 Muhammara, 


çökelek sac oruğu,


 Humus yöresel lezzetleri.

Çevlik'teki ünlü Çınaraltı Restoran'da Pala Yücel'in Çökelekli biberli odun ateşinde tandırda pişen hamur işleri ayranla tadılmalı.



Affan kahvesi'nde Tahmis çay bardağında kahve içimi özellikli.



Haytalı Tatlısı,



diğer tatlılar ve hamurişleri çok lezizdi.

Yine merkezde Dönerci Tacettin Usta  salçalanmış, lavaş üzeri döneri bizzat kendisi hazırlıyor.
Yalnız gitmeden bir gün önce yer ayırtmanız lazım. Vali bile olsanız rezervasyon olmadan giremiyorsunuz. O kadar planlı ki saat detayında rezervasyon yapılıyor.



Harbiye şelaleleri'ndeki Boğaziçi Restoran'da Antakya mezeleri ve Tavuk şato (4 kişilik hazırlanıyor) ya da tavuk-et ızgara çeşitleri denenebilir. Mangalda tavuk ızgara çok lezzetli.
 
Antakya otosanayi'de Çayırcılar Lokantası şahane kuru bakla humus yapıyor. Bu yerel lezzet için kuru bakla, geceden sabaha kadar odun ateşinde humus haline dönüşmesi için pişiriliyor. Daha sonra gençliğinde Antakya güreş şampiyonu olan Pehlivan Usta'nın elinde damakta lezzet patlamaları yaratacak hale getiriliyor.


 
Eski otogar Luna Tatlıcısı'nda sıcak sıcak Antakya hamur tatlıları,

 
züngül, taş kadayıf (yağda kızarıyor), turunç tatlısı, kireçte sertleştirilmiş kabak tatlısı insanın önce gözünü sonra damağını şenlendiriyor.


 
- Antakya'yı biz en çok Künefe ile biliriz. Nerelerde künefe denedin? İstanbul'da yediklerimizden farklı mıydı? Sırrı nerede saklı?


​Yerel sütün aroması farklı olduğu için künefe peyniri ve tereyağı fark yaratıyor. Antakya merkezdeki Kral Künefe'nin Dondurmalı Künefesi kaçırılmaması gereken bir lezzet. Yusuf Usta'nın Uzun Çarşı içindeki odun ateşinde pişen Künefesi ise listenizde olması gereken ünlü bir mekan.

 
- Antakya ve İskenderun'un yöresel tatları saymakla bitmiyor, peki 'İçli köfte Oruk' tadabildin mi?

Evet, Antaki Restoran'da yapılan oruk'u özellikle tavsiye ederim. Ayrıca alkol servisi de var.

- Gitmişken İskenderun'u da gördük dedin, orada deneyimlediğin, ağız sulandıran yemekler nelerdi?

İskenderun Petek Pastanesi özel tatlılarıyla, en çok da künefesiye muhteşem. 


İskenderun Şirinyer Restoran'ın bu denize özgü lagos balığı, 


İskenderun jumbo karidesi ve 


kalamar  tadımı yapılmalı.
 
- En çok hangi lezzetini beğendin Antakya'nın?

Söylediğim tüm lezettleri.. Ayırt edemiyorum :) 


 
- Bana Antakya'yı ziyaret eden dostlarım onlarca çeşit peynir, narekşisi ve kutu kutu künefe getirir. Fiyatlar nasıl? Alışverişe değer mi?
 
Fiyatlar İstanbul'a göre çok uygun. Alışveriş yapılabilir. Ancak kargoyla isteyince pahalıya geliyor.


 
- Son olarak biliyorum ki pekçok kişi Antakya'nın lezzetlerini tatmak hem de coğrafyasını görmek, yüzyıllardır pekçok kültürden beslenmiş Asi Nehri'ni, Uzunçarşı'yı, Çevlik'i ziyaret etmek istiyor ancak Suriye'deki sıcak savaş durumu onları bu fikirlerinden alıkoyuyor. Sen oradayken rahat gezebildin mi? Şehrin içinde herhangi bir tehlike söz konusu mu?

Tehlike kesinlikle yok. Ancak biz doğu tarafına gitmedik. Batı ve güney taraflarını dolaştık. Gitmek isteyenlere şiddetle öneririm.

Teşekkürler Aşkın.

Boğaz'ın En Şık Elbisesi: ERGUVAN

Çalıştığım gazeteye ulaşmak için bu trafikte araba kullanmak çılgınlıktı. Dolayısıyla şirketin her semtten kalkan servisini değerlendirip sabahları, perdeyi çekip uyuyarak akşamları adım adım ilerleyen köprü trafiğinin stresini azaltmak için gazete, dergi, kitap okuyarak, radyo dinleyip bulmaca çözerek bazen diğer çalışanlarla sohbet ederek evime ulaşmaya çalışıyordum.

Bir makalede, İstanbul'da yaşayan ve Boğaz'ı görmeden tüm yılını geçiren 1 milyon kişi olduğunu, bu kişilerden büyük bir yüzdenin de yıllardır İstanbul'da ikamet etmelerine rağmen Boğaz'ı henüz hiç görmediklerine değiniyordu.


Bir an her gün zorunlu olarak geçtiğim Boğaz'ı en son ne zaman 'gördüğümü' düşündüm. Epey uzun bir zaman olmuştu. Çünkü üzerinden geçerken yarıuyanık bir şekilde sabah yarım kalan uykumu almaya çalışıyor olurdum ve güneşin doğuşuyla nefes kesen görüntüye kavuşan altımdaki mavi halıyı hiç görmezdim. Sabahları uyumamaya karar verdim..


Bu aşağı yukarı bahar zamanıydı ve baharın müjdecisi Erguvan ağacı yavaş yavaş tomurcuklarını patlatıp o şahane fuşya rengini doğaya sergilemeye hazırlanıyordu, Nisan'ın son ikinci haftası başlayıp Mayıs'ın son iki haftasına kadar sürecek Erguvan Zamanı'nı her yıl istemsizce nasıl da kaçırdığıma uzun süre hayıflanacaktım. Ne yazık ki ömrü kısa, sadece bir ay bu baktıkça ömrü uzatan ağacın.



Erguvan, Ingilizcede Judas Tree yani Yahuda ağacı demek. Yıllarca Bizans'ın sembol ağacı olmuş aynı zamanda. Osmanlı'da da sık sık kullanılmış erguvan, hasbahçeleri süslemiş, sofraların dizaynına renk katmış. 

Kışın don olunca erguvanları çelikleyip baharda uyanmasını bekleyen Erguvan Dostları içten içe telaşlanır. Çünkü erguvan dondan hemen etkilenir. Tohumla veya çelikle çoğalması sağlanan erguvan tohumları 2-3 dakika sıcak suda ve 24 saat ılık suda bırakıldıktan sonra ilkbaharda ekiliyor. Çelikle üretim Temmuz-Ağustos aylarında alınan yarı odunsu çeliklerle yapılıyor. Bu dönemi özenle takip edenler iyi ki varlar ve İstanbul'un her yerine bu enerjiyi saçıyorlar.

Elbette İstanbul dışında Güney Avrupa'da da çokça görülüyor erguvan ama boğazın mavisi ve yeşiliyle, her gün ışık saçan güneşiyle biraraya gelince bakmaya doyulmaz bir görüntü oluşturuyor, fotoğraf karelerine müthiş renk katıyor. 



Bir ay önce her yer sarı mimozalarda donanmıştı, şimdi sıra erguvanda, mayıs ortalarında da en güzel halleriyle 'lale devri'ni yaşayacağız. Lale ile ilgili bir yazıyı daha önce paylaşmıştım. ( http://narcekirdekleri.blogspot.com.tr/2012/04/ronesans-cicegi-lale.html )

Ömrü kısa erguvanları izlemek için haftasonunu beklemeyin, akşam iş çıkışında bile bir yerde oturup kahvenizi içerken seyrine dalabilirsiniz, keza havalar buna oldukça müsait.

Keyif dolu bir bahar dilerim.

Hülya Meral

Londra'nin ve Dunyanin En Unlu Cok Katli Magazasi Harrods

Ne zaman Knightsbridge tarafinda isim olsa dunyaca unlu departman store Harrods'a ugramadan edemiyorum. Hic birsey alma niyetim olmasa bile elimde bir paketle donuyor oluyorum. Cunku burada teknolojiden mobilyaya, yiyecekten, gece kiyafetine oyuncaga, baska bir yerde goremeyeceginiz ozel tasarim ve kalitede alisveris yapabileceginiz binlerce urun var. 



Kimilerinin sirf vitrin dizaynini gormek icin Harrods'a geldigini soylemek abarti olmaz, vitrinler surekli ayri bir konseptle ve sadece bir kisinin evinde gorebileceginiz esyalar veya kiyafetlerle susleniyor.


Elbette zevk dedigimiz sey kisiden kisiye, kulturden kulture degisir, keza Harrods'i dolasirken her seferinde denk geldigim Arap kokenli musteriler oldugu surece Gucci, Michael Kors gibi cantalarin en taslisini, disi parlak taslarla suslenmis kuvet'i, altin sarisi ve tas suslemeli cep telefonu kiliflarini, ic camasirlarini, dekoratif urunleri gormek pek sasirtici degil. 


Araplar tum dunyada oldugu gibi Londra'da da para sacmaya devam ediyor. Siz butik bir cikolatadan yarim kiloyu yeterli gorurken onlar 2,5 kiloluk 2 paket alip cikiyorlar :) Cikolatanin kilosu minimum 45-50 pound (125 TL) Ozellikle Harrods'in Katar sermayeli yatirimci isadami tarafindan yonetildigini dusunurseniz. 


Harrods'in en sevdigim bolumu yemek kati. En taze baliklar, etler gozunuzun onunde hazirlaniyor. Sefle aranizda sadece 1,5 metre var, yanlis duymadiniz, isterseniz sohbet bile edebilirsiniz. 


Ust katta pizza yemegi tercih ederseniz Italyan 'tenor sef' pizza hamurunu havada yuvarlarken bir yandan size dunyaca unlu eserleri seslendiriyor, size de laf atiyor. 


Yemek katinda 24 saat icinde kalsam sikilmayacagim yer cikolata bolumu. Ulker grubu'nun Godiva urunleri arasindan en cok begendigim goruntu, cikolataya batirilmis cileklerin sunumu. Kirmizi ile kahve rengi bu kadar mi birbirine yakisir.



Onlarca sushi cesidi, borekler, 



ev yapimi rizottolar makarnalar, 



ev yemekleri, soslar,



icecekler, aycekirdekli, pekmezli, cikolatali, cavdarli, ketentohumlu ekmekler 



ve bastan cikarici daha bir suru renk ve tat. 



Turkiye'ye donerken kucucuk valizime ne sigdiracaksam, gezmeyi en cok sevdigim ikinci yer mobilya, ev dekorasyon kati. 



Hayatimda ilk kez 14 kilo alan boyum kadar camasir makinesi goruyorum. 



Miele'nin mutfaklarini gezerken seflerin karsisina oturup bize ozel yaptiklari, ozel bir sosla tatlandirdiklari kuskonmazi ve elmali minik tartlari denedik. 



Kucuk bir studyoda cekim yapar gibiydik. 


Ev yapimi tart..


Bir tava markasi yeni cikardigi urunun lansmanini yapiyordu. Iddiaya gore tavada ekmek pisirilebiliyordu, yapismadan.. Burada da sefler bizi, rendelenmis balkabagini, ceviz ve yesil soganla zenginlestirdikleri ozel sosu ekmekler uzerinde servis ederek karsiliyor. 


Yemek takimlarinin oldugu bolum biraz Kurtlar Vadisi dekorunu andirsa da catal bicak kasik takimlarina bayildigimi soylemeliyim. 


Ozellikle de ev havasi vermek icin mizansen olarak olusturduklari yemek masasinin uzerindeki avizeye, samdanlara.


Hamam markasi burada havluda soft renkler kullanmis ama kuvet, pek bir sasali. 


Disi kesme ayna ve tasla suslu kuvette banyo yapmak ister misiniz bilmem :) 


Banyo paspaslarina yine golden ve dore detaylar hakim.


Oyuncak kirtasiye katinda cocuklar icin onlarca Disney karakteri, hayvan maketleri, akulu arabalar, fonksiyonel oyuncaklar var.


Bir diger kat sirf kadinlara ayrilmis, dunyaca unlu modacilarin, pek tabii sevgili Arzu Kaprol'un de elbiseleri yer aliyor. Bir bolumde cok sik kurk montlar, kabanlar. Kisa bir kurk montun fiyatina bakma gafletinde bulundum. 9.900 pound ( ortalama 35.000 TL) 


En alt katta unlu saat markalarinin magazalari ve mahzenlerde bekletilen cok ozel saraplarin sunumu yapiliyor. 

En ust katta sahane valizler ve kucuk seyahat cantalari da var, hazir en uste cikmisken neden bir kahve icip tatli yenmesin? Unutulamayacak bir keyif.


Harrods'ta kocaman bir guzellik salonu ve kuaforun hizmet verdigini belirtmem gerek. 



Magazaya Victoria Beckham, Justin Bieber, Elizabeth Hurley, Kylie Minogue, Jennifer Looez, Beyonce gibi unlulerin alisverise geldigini hatirlatmaliyim.


Londra'ya kadar gelip Hyde Park'i gormeden donmek ne ise Hyde Park'in hemen yanibasindaki Harrods'i gormeden donmek de ayni kayip.



Bol keyifler

Hulya Meral