İÇİNDEN AVRUPA GEÇEN ŞEHİR ESKİŞEHİR


Eskişehir’i Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in son 5 yılda getirdiği yenilikler dolayısıyla sık sık duyardım. Büyükerşen’in Atatürk’ün doğumunun 100. yılı kutlamalarında Eskişehir’in 100 köyüne hediye ettiği Atatürk heykelleri, Anıtkabir Müzesi’nde sergilenen Atatürk balmumu heykeli,
Şehr-i Aşk adası, Japon Bahçeleri, çamur gibi akan Porsuk Çayı’nın temizlenmesiyle şehrin Hollanda tarzı tekneler ve Venedik tarzı gondollarla avrupai görünüme kavuşması ve sokaklara yayılmış çeşitli heykeller tesadüf değil. Hepsi planlanmış bir emeğin Eskişehirlilere ve Eskişehir’de yaşayanlara hediyesi.

İçinden Avrupa geçen Eskişehir, sizi tarihe gezintiye çıkarırken bir yandan da modern ve çağdaş görünümüyle görsel bir şölen yaşamanızı sağlıyor.

Önceki görüntülerine nazaran griliğini üzerinden atmış, daha yeşil, daha modern, daha kalabalık hale gelmiş bu kent, gezdikçe gördükçe içimi açtı, genç nüfusu ve 24 saat dinamizminden birşey kaybetmeyen enerjisiyle beni oldukça etkiledi.

Eskişehir’e gelerek, Büyükerşen’i ve çalışmalarını 3 gün boyunca takip eden BBC World News Televizyonu da kendine özgü yapısını koruyarak Avrupa kentleri seviyesine taşınmış olan şehre 3 kez yer vermiş.

Şehrin ekonomisini üniversite öğrencileri canlandırıyor

Toplam 3 üniversite ve 30.000 öğrenci nüfusu ile ekonomisi hareketlenen şehirde, restoranlar, lokantalar, barlar, marketler nerdeyse sabaha kadar açık. Dolayısıyla halk sokaklarda istediği saatte rahatça dolaşabiliyor. Mevsim yaz olunca Porsuk çayı kenarındaki cafeler, yeşil alanlar, alışveriş merkezleri gece geç saatlere kadar Eskişehirlilerle dolup taşıyor. Fiyatlar her yerde makul.


Nüfus ilk anda sadece öğrencilerden ve sanayiden oluşuyor gibi görünse de dolaştıkça, konuştukça şehrin asıl yerlisinin Manavlar, Rus Çarlığı’nın yıkılışından sonra Kırım ve Orta Asya’dan göç eden Tatarlar, Çerkezler ve Yörükler olduğunu öğreniyorsunuz.

Leylek Yuvası ile Hayal Mahsülleri Ofisi tipik Odunpazarı evlerinden


İlk durağım tarihi evleriyle ünlenmiş Odunpazarı. Belirli bir dönemin sosyal ve kültürel hayatını yansıtan, Osmanlı Dönemi’nden kalma ahşap, cumbalı evler sokaklara renk katmış. Bu evlerin içini merak ediyorum ve cafe hizmeti de veren “Leylek Yuvası” ile “Hayal Mahsülleri Ofisi”ne geliyorum.

Cam kenarlarını boylu boyunca kaplayan sedirler, gümüş tabak, bardak ve sürahilerle süslenmiş sofralar, şamdan, bakraç, şekerlik gibi dekoratif eşyalarla, tavanı ve duvarları ahşap motiflerle süslenmiş bir mimari ile karşılaşıyorum.

Kıvrımlı yollarında, çıkmaz sokaklarında belli bir nizamda konumlanmış evlerin solundan yukarı doğru yürüdüğümde Lületaşı Müzesi’nin bahçesindeki lületaşı atölyesinin bir dersine denk geliyorum. Ben de denemeye çalışıyorum ama onlar kadar başarılı olamıyorum. 

Lületaşı şehrin en önemli özelliklerinden. İşin ustalarının nesli tükense de kışın lületaşı çıkarmaya devam ediyorlar. Müzenin bahçesindeki Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1525’te yaptırılan Kurşunlu Cami ve Külliyesi’ni gezdikten sonra külliyeye ait kütüphanenin serin bahçesinde çay keyfi yapıyorum.


Bahçeden çıkıp sağdan aşağıya doğru yürüyünce Atlıhan El Sanatları Çarşısı’na geliyorum. Lületaşından pipolar, sigara ağızlıkları, tesbihler, taraklar, kolyeler, yüzükler ve onlarca çeşit el yapımı cam işçiliği ürünler küçük küçük dükkanlarda satışa sunulmuş. Bir köşede lületaşından pipo yapmaya çalışan dükkan sahibini izliyorum.

Atlıhan’dan çıkıp sola doğru döndüğümde açılışı 2007’de yapılmış Türkiye’nin ilk cam sanatları müzesi olan Çağdaş Cam Sanatları Müzesi’ni geziyorum. Uzman rehber eşliğinde gezdiğim müzede Japon, Alman, Polonyalı ve Letonyalı sanatçıların eserlerini görme fırsatım oluyor.

3 galeriden oluşan müzenin bir bölümünde de 1950’lerin Eskişehir’inde yaşayan ünlü isimlerin kişisel eşyaları ve fotoğrafları sergileniyor. Eskişehirli tiyatrocu Göksel Kortay’ın annesinden kalan siyah nişan elbisesinin zarafeti gözlerimi kamaştırıyor. Diğer bölüm ise kütüphaneye dönüştürülmek üzere bakımda. 

Nüfusun çoğunluğu Tatarlardan gelince bir Tatar mutfağı’na uğramamak olmazdı. Müzeden çıkıp da sola doğru yürüdüğümde Odunpazarı’ndaki Çibörek Evi ilk durağım oluyor.
3 veya 5’li porsiyonlar halinde servis edilen çiğböreğin (halk çibörek veya şırbörek diyor) yanında yine Tatar mutfağına özgü “sorpa” içiyorum.

Şahin Tepesi'nden manzara izlenmeli

Odunpazarı’ndaki gezintim bittikten ve damağımı yöresel tatlarla şenlendirdikten sonra manzarasıyla ünlü, merkeze 1,5 mesafe uzaklıktaki Şahin Tepesi’ne doğru yöneliyorum.
Eskişehir’i panoramik olarak izlemeye olanak veren tepede yaz sıcağında serin serin esip köpüklerini etrafa saçan kocaman bir süs havuzu var. Buradaki belediye tesislerinde oturup manzaranın tadına varıyorum.

Tekrar şehrin merkezine dönüp heykellerle süslenmiş meydanından Porsuk Çayı’na iniyorum. Burada şehiriçi otobüs bileti fiyatına 20 kişilik teknelerle tur yapabilirsiniz veya aynı güzegahı 4 kişilik Venedik tarzı gondollarla 10 TL’ye gezebilirsiniz. Ben tekne turunu tercih ediyorum. 


Tekne turundan sonra gençlerin ve halkın uğrak yeri olan Haller Gençlik Merkezi’ne gidiyorum. Eskişehir halkının iş veya okul çıkışı bir şeyler içip sohbet edip sonra evine döndüğü ünlü buluşma noktası Shakespeare Restaurant ve 1927’den beri hizmet veren Mazlumlar’da meşhur “su muhallebisi” yemeden ayrılmıyorum.

muhallebi şekersiz yapılıyor, üzerine 1 yemek kaşığı pudra şekeri ile gelincik şerbeti gezdirilerek servis ediliyor. Dilinizde şerbet ve tarçın tadı bırakıyor, bayıldım, mutlaka deneyin derim.

Japon bahçesi

Temmuz ayında "2010 Türkiye’de Japon Yılı” etkinlikleri kapsamında Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve Japon Türk Kültürel Değişim Derneği işbirliğiyle açılmış Japon Bahçesi'ne geçiyorum. Ortasında ada bulunan göletin olduğu “Chisen Kaiyushiki” olarak adlandırılan stilde inşa edilmiş Japon Bahçesi’nde, doğa motiflerini oluşturan tepeler, şelale, seyir terasları, köprüler ve fishing pavillon (göl kenarı verandaları) bulunuyor. Bahçeye ayrıca su yerine taş ve kumların kullanıldığı Karesansui, meditasyon alanı ve Japon Çay evleri de eklenmek üzere.


Türkiye’nin ilk yerli otomobili “Devrim”

Son durağım Lokomotif Müzesi. Eskişehir’de Türkiye Lokomotif ve Motor San. AŞ.’de sergilenen Devrim’i yönetmen Tolga Örnek’in “Devrim Arabaları” filminin gündeme gelmesinden ve yakın zamanda Eskişehir- Ankara arasında hızlı tren seferlerinin başlamasından sonra 10.000 kişi ziyaret etmiş. İzlerken gözyaşlarıma hakim olamadığım film, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in 1961’de verdiği talimatla 23 mühendisin imkansızlıklar ve kısıtlı zaman içersinde hayatlarını ve kariyerlerini riske atıp geceli gündüzlü çalışarak ortaya çıkardığı otomobilin hikayesini anlatıyor.

Frig Vadisi ve Midas Anıtı

İlk günün yorgunluğunu atmak için otele dönüyorum, sabah kahvaltısı sonrasında şehir merkezine 41 km mesafedeki Seyitgazi kasabasına geliyorum. Burası Eskişehir turunun en can alıcı noktası çünkü Bizans- Selçuklu- Osmanlı dönemine ait en etkileyici eserlerden olan ve üç uygarlığa şahitlik etmiş xııı. yy. yapımı Seyitbattalgazi Külliyesi burada bulunuyor. Türbe ve camiden oluşan ilk yapılardan sonra medrese, imarethane, Bektaşi tekkesi, dergah, soğuk hava deposu da eklenmiş külliyenin avlusunda farklı dönemlere ait arkeolojik buluntular mevcut.

Seyitgazi’yi geçip oradan 29 km Afyon yönüne ilerlediğinizde şimdiki Han Köyü’ne, M.Ö. 200’de Hitit egemenliğine son vermiş Frig topraklarına giriyorsunuz.

Köy muhtarı, aynı zamanda rehberim olan Veysel Gündoğdu’nun anlattığına göre M.Ö. 600'lerde Akropol'ün kuzeydoğu cephesine, püskürük bir kaya üzerinde yapılmış ünlü Midas Anıtı'nın bulunduğu antik kent, Frig Vadisi olarak adlandırılıyor.



Yüksekliği 17 metre olan ve ahşap işlenircesine, kusursuz bir işçilikle işlenmiş kaya anıtın nişinde Tanrıça Kybele’nin heykeli bulunuyor. Bölge aynı zamanda Friglerin ana tanrıça Kybele'ye tapındıkları en önemli kült merkezi. Anıt önünde toplanan insanlar dualarını ve ibadetlerini bu anıt önünde ederlermiş. Sonraki yıllarda Lidya, Pers, Büyük İskender, Galatlar ve Romalıların eline geçen pek çok kültürü barındırmış bu zengin coğrafya uzun yıllar dini merkez olmayı sürdürmüş.


Midas Anıtı’nın hemen yan tarafında din büyüklerinin çilehanesi olarak kullanılan göz göz küçük odalardan oluşan Kırkgöz kaya mezarları bulunuyor. Anıtın arka tarafına doğru ilerlediğinizde basamakları tamamlanmadığı için Bitmemiş Anıt adını alan basamaklı anıtlarla yerleşim yerleri, nişler, sarnıçlar, Akropol'ü çevreleyen sur duvarları, mezarlar, 100 basamakla inilen sunaklar ve çeşme ilgi çekici bir görkeme sahip.

Karşımda peribacalarını andıran görüntüyü bir süre izleyip fotoğrafladıktan sonra sol taraftan yakınlaşmakta olduğunu belli eden sağanağa yakalanmadan köyün meydanına ilerliyorum.



Han Köyü’nden Midas’ın Kulakları oyununu oynadığım günleri tebessümle anarak ayrılıyor, büyük keyif alarak dolaştığım bu zengin coğrafyayı görmenizi öneriyorum.

Not: İstanbul’dan Eskişehir’e otobüs ve trenle 4-5 sattte ulaşabileceğiniz gibi kendi aracınızla Kocaeli- Bilecik- Eskişehir güzergahını takip ederek de ulaşabilirsiniz.

MİDAS'IN KULAKLARI

Çocukluğumuzda hep duyduğumuz ünlü Midas’ın Kulakları oyunu da aslında bir Frig efsanesine dayanıyor. Tanrı Apollon ve Tanrı Pan arasındaki müzik yarışını duyan Midas, Tanrı Apollon’un çaldığı lir’i değil de Tanrı Pan’ın çaldığı flütü beğenince kulakları Tanrı Apollon tarafından eşek kulaklarına çevrilir. Tanrı Apollon tarafından cezalandırılıp, eşek kulaklarını hayatı boyunca frig külahıyla saklamak zorunda kalan kral Midas ise bu durumu kabullenemez, Batılı kaynaklara göre boğa kanı içip intihar eder.











YAPMADAN DÖNMEYİN



-Methelvası almadan dönmeyin.
-Şehri arabayla değil yürüyerek keşfedin.
-Japon Bahçesi’ni görmeden dönmeyin.
-Barlar sokağı’na bir akşam mutlaka uğrayın.
-Ünlü gece kulübü, Eskişehir’in Laila’sı 222’de canlı müzik dinlemeyi ihmal etmeyin.
-Şahin Tepesi’nden panoramik manzarayı izleyin.
- Frig Vadisi, Yazılıkaya ve Midas Anıtı’nı es geçmeyin.
- Lületaşı hediyeliklerden edinin.

Hiç yorum yok: